USLU ÇOCUK OLUR MU?

KİMSE KİMSEYİ KINAMASIN.YARIN SİZİN BAŞINIZA GELEBİLİR.

 

Yukarıdaki resimler benim evimdeki duvara ait Tİ.Ama şimdi çok güzel bir manzaraya sahip.Her çocuk belirli bir dönem duvar karalar.Peki ben ne yaptım.Kızmadım mı?Al evladım çiz mi dedim.HAYIR.Ama o en ufak bir zaman bulduğu zaman bana inat çizdi ve ellerini arkaya saklayarak ben yapmadım ki dedi.O zamanlar aslında en güzel zamanlardı.Duvarımı bu halde gören Öğretmen arkadaşım bana demiştiki buranın hali ne böyle kızmadın mı hiç demişti.Bende kızdım eline vurdum bağırdım  güzellikle uyardım ama yaptı sonuçta dedim.Şimdi kendi koltuklarının hali benim duvarım gibi.Bana şimdi diyorki.Hep sana söylediğim sözler aklımda.Demek o zaman benim çocuğum daha ayaklanmamış eli kalem tutmuyormuş dedi.Peki odamı kızmadı boş verdi.hayır çocuğun fıtratında var.siz neye kızıyorsanız inadına yapma huyu.O zaman zarfında sakin olup ilgisini çekecek başka uğraşılar bulmak lazım.Ama her dakika yanında olamıyoruz ki.Okuldan geldiğimiz gibi yemek telaşına kapıldığımız zamanlar oluyordu.Ama şimdi büyüdü.Boyama kitapları istemediği kadar çok.Onlara yapıyor.Duvarlarım temiz şu an.Bu çizgilerde bana çok güzel hatıra kaldı.Bir sanatçının evini geziyordu ev kuşu ve inanın bütün duvar çiziliydi.ama gayet rahat ve saklamadan tvye gösterebiliyordu. Asıl bizde var bir sorun.temizlik anlayışı millet için temizlik olduğu için.geçen yolda giderken bir afiş gördüm.Komşu çatlatan deterjan gelmiştir diye.Biz zaten kendimiz için temiz olmayı istemiyoruz ki.Komşu çatlasında ne olursa olsun dimi.benim de  görüşlerim bu şekilde.İsteyen katılır istemeyen katılmaz.Siz mükemmel anne olun.Evinizin bütün duvarları pırıl pırıl olsun.Çocukta pısırık ve pırıl pırıl olmaya devam etsin.

AŞAĞIDAKİ YAZIDA BEGENEREK OKUDUĞUM BİR MAKALE.OKUMANIZI TAVSİYE EDERİM.
Komşunuz yaramaz yumurcağıyla birlikte size misafirliğe gelmiş. Siz yemek servisiyle uğraşırken bir de bakıyorsunuz ki, afacan, serdiğiniz ipek masa örtüsünü çatalıyla delerek yırtmaya çalışıyor. Eyvah, şimdi ne yapacaksınız!?

Ben gerçekten yaramaz bir çocuk değildim. Kendi kendime oyunlar kurar, grup halinde oynayan arkadaşların saklambacına, yakan topuna karışmazdım. 7-8 yaşlarındayken bir gün annemle komşuya misafirliğe gittik. Evdeki diğer çocuklar, ‘Sen saklambaç oynamayı bilmiyorsun ki!’ diye beni tahrik ederek oyuna katmayı başardılar. Hepsi saklanacak yerleri biliyorlardı evdeki, bense acemi olduğum için aranıyordum. Derken mutfakta, fırınla tezgâh arasındaki küçük boşlukta serili bir sofra bezi gördüm. Üstüne basıp o aralığa saklandım ama ayaklarıma bir sıcaklık gelince korkup saklandığım yerden çıkmaya çalışırken komşunun haylaz kızı, ‘Anneee Süheyla böreğe bastııı!’ diye avazı çıktığı kadar bağırmaya başladı. Tabiî annemle ev sahibi teyze hemen mutfağa koştu. Kadın içindekiler fışkırmış cânım pırasalı böreği hırsla çöpe atarken annemden de okkalı bir tokat yedim.”
Kahramanımız Süheyla, şimdi 20’li yaşların sonunda ama o günden beri pırasalı böreği ağzına koymamış. Yaramazlık hikâyeleri olan çocukların hepsi böyle masum değil tabii ki. Koltuk tepesinden inmeyen, kapılara tırmanan, vitrin deviren afacanları hatırlatmaya hiç gerek yok sanırım. Siz “Yapma!” diye yalvarırcasına gözünün içine bakarken eline aldığı vazoyu bir anda bırakıp etrafa dağılan parçalardan sonra yüzünüze sinsice gülen çocuklar da mevcut. Misafirlikte böyle bir durumla karşılaştığı için mahcubiyetten yerin dibine giren anne ne yapmalı dersiniz? Peki ya saatlerce yufkasını açtığı pırasalı böreğinde ayak izleri bulan veya anneanne yadigârı vazosu kırılan ev sahibi? Çocuklar bu yaramazlığı bilinçli mi yapıyor acaba?

Bu çocuk neden yerinde durmuyor?

Çocuğun yaramazlık yapması her şeyden önce fıtratıyla alakalı. O yaşlarda hepimiz etrafımızdaki nesneleri keşfetmek istiyoruz. Bu merak neticesinde küçükler, annelerin deyimiyle “Her şeye elini sürmekten zevk alıyor.” Özellikle misafir gidilen evler, adeta keşfedilmeyi bekleyen kara parçaları olduğundan, meraklı miniklerin yerinde durması biraz zor bir ihtimal gibi görünüyor. Psikolog Fatma Güllüoğlu’na göre, meraklı afacanları durdurmanın yolu, onları sakin bir şekilde uyarmaktan geçiyor. Bu duygusunu gidermek için yanlış bir ortamda olduğunu anlatmak, çocuğu ikna edebilir.
Bazı çocuklar, uyarıya rağmen ısrarla yaramazlığına devam ediyor. Bir de anneleri, “Evde her istediğini yapıyoruz. İstemediği kadar oyuncağı var. Sırtımızdan hiç inmiyor ama gittiğimiz her yerde de yaramazlıktan geri kalmıyor.” şeklinde yakınan yaramazlar var. Psikolog Güllüoğlu, bu tür çocuklarda ‘dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu’ olabileceğine dikkatimizi çekiyor. Dolayısıyla burada bizim yaramazlık diye adlandırıp hafife aldığımız durum, aslında çocuğun kendini kontrol edemeyişinden kaynaklanıyor olabilir. Yani evladımızın dürtüleri ve enerjisi oturmasına izin vermiyor, onu harekete teşvik ediyor.
Hemen bütün annelerin, misafirliğe gidilen yolda çocuklarına tembihlediği sabit tembihler vardır. Yarı uyarı, yarı tehdit niteliğinde ifadelerdir bunlar: “Bakın, uslu duracaksınız. Yerinizden kalkmak yok. Gözümün önünden ayrılmayacaksınız. Sizi koşuştururken, diğer çocukları da baştan çıkarırken görürsem bir daha kapıdan dışarı adımınızı atamazsınız!” Bu sözlerden etkilenip yaramazlığa veda eden çocuk sayısı ise ne yazık ki böyle cümleler kuran anneler kadar çok değil. Diğer taraftan özellikle kuralcı ebeveynlerin hâkim olduğu evlerde çocuk özgür olamıyor. Haliyle başka bir ortamda annesi ya da babasının kendine müdahale edemeyeceğini anladığında da sınırları zorluyor. Güllüoğlu, burada miniğin büyüklere, “Bak! Evde senin sözün geçiyor ama burada özgürüm ve istediğimi yapabilirim.” mesajı verdiğini vurguluyor.

Yaramazlığın Kaynağı Bilinmeli

Evladını ikna etmek isteyen ebeveynin öncelikle kendi davranışlarını gözden geçirmesi ve sonrasında çocuğunun yaramazlığının kaynağını anlamaya çalışması şart. Çocuğu, yukarıda saydığımız sebeplerin hangisi yüzünden yaramazlık yaptığını düşünmek lazım. Anneyi protesto etme mi, hiperaktivite bozukluğu mu, yoksa sadece o güne özel bir durum mu misafirlikte görülen aşırılık? Ayrıca sonucu yukarıdaki gibi ceza olan bir ön anlaşmanın, çocuğun yaramazlığını tetikleyebileceği unutulmamalı. Fatma Güllüoğlu, “Misafirlikte beni üzecek bir davranışta bulunmazsan eve dönerken benden daha önce istediğin şu oyuncağı sana alabilirim.” gibi sonunda ödül olan bir anlaşmanın daha makul olduğunu düşünüyor. Ancak çocuk için en büyük ödülün onaylayıcı, takdir edici sözler olduğunu da hep aklımızda tutmamız gerekiyor.
Güllüoğlu’na göre anne-babasını kızdırmak için yaramazlık yapan çocuğa, annesinin sinirlenmesi, acı ama onun için bir ödül oluyor. Bu durumda ebeveynin takınacağı en mantıklı tavır, zor olsa da sükûnetini ve sabrını korumak. Annenin ilk tepkisinin büyük olmaması ve şiddetten muhakkak kaçınılması gerektiğini bilhassa vurgulayan psikolog Güllüoğlu, mümkünse uygun bir odaya geçip çocukla yalnız görüşülmesi taraftarı. Çünkü başkalarının, özellikle de arkadaşlarının yanında kızılan, aşağılanan çocukta özgüven kaybı, çekingenlik veya daha çok yaramazlık yapma gibi problemler ortaya çıkıyor. h.cetinkaya@zaman.com.tr 

Gitti cânım porselen tabak, bozuldu yemek takımım!

Örf ve âdetlerimiz güzel lakin misafirperverlik anlayışımız, bizi bazen ev sahibi olarak yanlış davranmaya itiyor. Çünkü çoğumuz, misafirin çocuğu koltuklarımızın üstünde zıplasa –içimiz biraz yansa da- “Eşya çocuktan kıymetli mi, bırak zıplasın.” deriz. Veyahut misafir takımımızın tabağı kırılsa –o çocuğu oracıkta annesine pataklatmak istesek de- “Problem değil ya, bu seferlik affediver benim için.” cümlesini kurarız. Oysa bu sözde anlayışlı tavırlarımızla ne çocuğa ne de ebeveynine iyilik yapmış oluyoruz. Psikolog Fatma Güllüoğlu, bu şekilde çocuğa kuralsızlık, çıkarına göre hareket etme, bazı ortamlarda rahatlıkla kural çiğneme gibi yanlış davranışları öğretebileceğimiz uyarısında bulunuyor. Ev sahiplerine çocuğu yaramazlık yapan anneye müdahale etmemelerini tavsiye ediyor. O yüzden misafir çocuğuna yaptığı yaramazlık karşısında çok büyük tepkiler vermesek de “Tabağımı kırdığın için üzüldüm ama bilerek yapmadığını biliyorum. Bundan sonra daha dikkatli olabilirsin bence.” diyerek, çocuğun hatasını anlamasına yardımcı olmamız daha doğru.

One Response to USLU ÇOCUK OLUR MU?

  1. Minerva diyor ki:

    Just do me a favor and keep writing such trcnehant analyses, OK?

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir