ALIP BAŞIMI GİDESİM VAR BURALARDAN DİYENLERE.

HABERLER CUMAERT

ALIP BAŞIMI GİDESİM VAR BURALARDAN DİYENLERE.
Ceviz ve bademi yan yana görünce ‘oo piti piti’ yapacak kadar doğal yaşama uzaktı Ilgın ve Serhat Sayıcı çifti. İstanbul’dan sıkıldıkları bir vakitte köyleri dolaşmaya karar verdiler. Sayıcı çifti, şimdi köylünün satamadığı ‘tertemiz’ ürünlerini, doğal tüketmek isteyen şehirli insanlara ulaştırıyor.

 


Ilgın ve Serhat Sayıcı için köy, ilkokulda arkadaşlarının yaz tatilinde gittiğinden haberdar oldukları uzak bir coğrafyadan ibarettir. Büyüdüklerinde de durum değişmez. Köy hayatı ile tanışmaları için önce okullar bitirilecek sonra iyi bir işe girilecek ardından evlilikle birlikte artan sorumluluğa büyük şehrin sıkıntıları eklenecek ve Sayıcı çifti için İstanbul’dan kaçmanın yolları aranacaktır. Aslında Ilgın çok eskiden beri gitmek istemektedir fakat hayat arkadaşı tam bir şehir insanıdır.

Serhat, Gebze’de bir yazılım firmasında, Ilgın ise Maslak’ta bir firmada insan kaynakları yöneticiliği yapmaktadır. Her akşam gidiş dönüş dört saate yakın bir süreyi yolda geçirmeleri ve hiçbir şeye vakit yetirememeleri dananın kuyruğunun koptuğu an olur. Artık Serhat da şehir insanlığından vazgeçmiştir. Fakat nereden başlayacaklarını bilememektedirler. Sonra bir gün fikir dahil her şeyin paylaşıldığı Armağan Uçuşturma Çemberi diye bir gruptan haberleri olur. ‘Bir yol gösteren yok mu?’ çağrısına onlarca kişi cevap verir. Meğer ne çok göçebe, gezgin, seyyah varmış diyerek umutlanan çift, birçok kişinin yapmak isteyip de yapamadığı şeyi yaparak İstanbul’u terk eder.
Arabalarında kendilerinden başka iki bavul ve bir de köpekleri ile yollara koyulan çiftin kafasında köyleri dolaşmak vardır.

İlk durakları Buğday Derneği’nin öncülük ettiği TATUTA (Tarım Turizm Takas) çiftliklerinden biri olan Çanakkale’deki Yeniköy Çiftliği olur. Yeniköy, Muratlar köyündeki iki haneden biridir ve Sayıcı çiftinin hayatlarında gördüğü ilk köy ortamıdır aynı zamanda. Diğer hanede ise Ramazan amca ile karısı Meryem teyze vardır. Ilgın Sayıcı, ‘mucizelerin başladığı yer’ olarak anlattığı Yeniköy serüvenlerinden bakın nasıl bahsediyor: “Bize yepyeni bir hayatın kapısı açıldı. 40 gün boyunca hiç köyden çıkmadık, hiç pazara gitmedik, hiçbir şey almadık. Her şeyi kendimiz yetiştiriyorduk. Biz topluyorduk, biz pişiriyorduk. Her sabah biz sobayı yakıyorduk. Ben ilk zamanlar turist gibiydim. Her şeyin fotoğrafını çekiyordum. Ta ki bir ineğin ebeliğini yapana kadar. Ramazan amca ve Meryem teyze ineklerden birinin doğuracağını söyleyince makinemi aldım, ahıra koştum. Meryem teyzenin Ramazan amcaya ‘Sakallı oğlanın karısını da çağırdım ama işe yarar mı bilmem’ diyerek benden bahsettiğini duyunca fotoğraf için değil, yardım için çağrıldığımı anladım. Makinemi de turistliğimi de bir yana bırakıp o hayvanı doğurttum. Sonra da 40 gün boyunca bir daha makineyi elime almadım. Mucizelere makinemin ardından değil kendi gözlerimle şahit olmak istedim.”
Köylü satamıyor, şehirli ulaşamıyor…
Yeniköy macerasından sonra 10 ay boyunca farklı farklı çiftlikleri ve köyleri dolaşan ve benzer tecrübeler edinen çift için artık dönüş yoktur. Köyde olmasa da istediklerinde kırsala hemen ulaşabilecekleri bir mesafede yeni bir hayat kurmak ve yol boyunca gözlemledikleri bir çıkmaza çözüm olabilecek bir projeyi hayata geçirmek. Nedir bu çıkmaz ve nedir bu proje? Sayıcı çifti bahsetsin: “Gittiğimiz köylerde satamadığı için üretmeyen insanlarla tanıştık. İstanbul’a geldiğimizde ise temiz gıda bulamadığı için dövünen, pazar pazar gezdikleri halde ‘plastik yediklerinden’ şikâyet eden insanlarla görüşüyoruz. Birbirini bulamayan bu iki taraf arasında köprü olalım istedik. Çünkü tüketiciyi tanıyoruz, üreticiyle de çalıştık, nasıl üretildiğini biliyoruz.”
Çanakkale’ye yerleşen Sayıcı çiftinin çok kısa bir süre önce hayata geçirdiği projenin adı Tohumdan Sofraya. İki haftada bir tüketicilerden aldıkları siparişleri arabalarının arkasına atarak İstanbul’un yolunu tutuyorlar. Geçtiğimiz hafta sonu ikinci teslimatlarını yapmışlar ve tepkiler inanılmaz güzel. ‘Soframızdasınız’ diye mesaj atanı mı ararsınız, ‘Yumurtanın tadını unutmuşuz’ diyenleri mi? Bir de çikolatayı bırakıp süt reçeline dadanan ufaklık var. ‘Süt kesildi’ diye arayan müşterisine ‘aman sakın ha dökmeyin, peynir yaparız ondan’ deyip nasıl yapılacağını tarif eden Ilgın Sayıcı, aradan 24 saat geçtikten sonra telefon açan kadının heyecanla ‘sayenizde hayatımda ilk defa peynir yaptım’ demesinin işin en şahane kısmı olduğundan bahsediyor. Zaten bütün bunlar ona uzun vadede şu an tüketici pozisyonunda olan kişileri kısmen de olsa üretim aşamasına dahil etmenin yollarını aramaya sevk etmiş. Bazı planları var: “Önümüzdeki yıl insanlara benden kaç kilo tarhana almak isteyeceklerini soracağım ve tarhanaları yapan Sevinç ablaya gidip ‘Beraber yapalım’ diyeceğim. Kendim de üretim aşamasından kopmak istemiyorum. Hatta tüketiciye de öğretecek bir sistem kurmak istiyorum. Gelin tarhanamızı beraber yapalım diyeceğim bir süre sonra.”
Sayıcı çifti, bir daha kesinlikle İstanbul’da yerleşik bir hayat sürmeyi düşünmüyor. Bıraktıkları şehirde özledikleri tek şey aileleri ve arkadaşları. Ama yeni hayatlarında arkadaşlarıyla geçirdikleri vaktin çok daha kaliteli olduğunu düşünüyorlar. Bir yerlere yetişmek zorunda olmadıklarını bilerek yapılan ziyaretler çok daha verimli ve keyifli geçiyormuş. İstanbul’da turist olarak bulunmak ise sözlerle anlatılacak gibi değil… Ürünleri öğrenmek isteyenler info@tohumdansofraya.com‘a mail atabilir, www.facebook.com/tohumdansofraya facebook adresini ziyaret edebilirsiniz.